Site Rengi

YeniVatan Belçika

Fransa medyasının Türkiye standartları: Yalan, çarpıtma, sansür

Fransa medyasının Türkiye standartları: Yalan, çarpıtma, sansür

“Avrupa’nın Suriye’de iflas eden Türkiye politikası” başlıklı yazımızda işaret ettiğimiz gibi, eski Kıta’nın kolonyalist ülkeleri Fransa ve Birleşik Krallık ile iki dünya savaşının mağlubu Almanya’nın ana akım medyaları, hükümetlerinin ABD’nin bir süredir geliştirdiği Türkiye karşıtlığına dayalı planlarına eklemlenen politikalarına, yalan haber, yorum ve eleştirilere sansürle katkı veregeliyor. Washington’da sahneye konulan ve Paris, Londra ve Berlin tarafından da benimsenen “Erdoğan” kod adlı Türkiye karşıtlığının iki önemli ayağı bulunuyor. Bunlardan birini Suriye’de YPG/PKK’ya, diğerini de Türkiye’de darbeye kalkışan FETÖ unsurları dâhil, muhalefet cephesine yoğun destek vermek oluşturuyor.

Yeni Osmanlıcılık ve DEAŞ’a yardım iddiaları

Devlet televizyonu France 2 ile Kanada, İsviçre ve Belçika ile ortak devlet kanalı TV5 ve sınırlı da olsa devlet yardımı alan Agence France-Presse (AFP) başta olmak üzere, Fransız yazılı ve görsel medyası yıllardır bu şemaya uygun yayın yapıyor. 7 Haziran (2015) genel seçimlerine kadar “Otoriterleşen Erdoğan”, “laiklikten sapan” veya “ekseni kayan” Türkiye temasını işleyen bu medya, 1 Kasım seçimlerinden, hatta çok daha öncesinden itibaren “Pantürkizm ve Panislamizm’e dayalı Yeni Osmanlıcı” bir politika izlemekle suçladığı sözde Erdoğan ve AK Parti iktidarına, özde ise Türkiye’ye karşı, Kürtlerin temsilcisi olarak takdim ettiği PKK’ya ve Suriye’deki kolu YPG’ye açık destek veriyor.

Fransız medyası başlangıçta bu desteğe Türkiye’nin DEAŞ’a yardım ettiği iddiasıyla haklılık kazandırmaya çalışıyordu. Bu bağlamda işlenen tema, Erdoğan’ın “Sünni İslamcı” ve “Yeni Osmanlıcı” olduğu, DEAŞ’a yardım etmek suretiyle Orta Doğu’ya hâkim olmayı düşlediği iddiasıydı. Bu gidişatı durdurmak için ABD öncülüğünde DEAŞ’a karşı verilen mücadelede uluslararası koalisyonun kara gücü olarak kullanılan YPG “Suriyeli Kürtler” etiketi altında alabildiğine desteklenmeliydi. Bu örgüt, eski Cumhurbaşkanı Hollande’ın Zeytin Dalı harekâtı sırasında, Macron’un da The Economist’te birkaç gün önce yayımlanan “NATO’nun beyin ölümünün gerçekleştiğini” ileri sürdüğü mülakatında belirttiği gibi, Fransa’nın müttefikleriydi. Nasıl olurdu da “ABD kendilerine danışmadan uluslararası koalisyonla birlikte DEAŞ’a karşı savaşan Kürt güçlerini yüzüstü bırakır ve Türkiye’nin bu müttefiklerine saldırmasının yolunu açardı”. Nasıl olurdu da bir NATO partneri “ortak çıkarların söz konusu olduğu bir bölgede” (une zone où nos intérêts sont en jeu) eşgüdümsüz bir saldırıda bulunabilirdi.   

Hollande ve Macron’un bu açıklamaları aslında Fransız kamuoyuna ters gelmedi, gelmiyor. Çünkü medya bu konuda ön almış, kamuoyunu yıllardan beri yayınladığı yalan haberlerle, YPG ve kadın kolu YPJ’liler için hazırladığı ve devlet kanallarında yayımladığı belgesellerle gerçeğin bu olduğuna çoktan inandırmış bulunuyor. Öyle ki Batılı resmi makamlar PKK ile Suriye’deki kolu arasına mesafe koymak için YPG’nin isminin SDG olarak değiştirilmesine özen gösterirken, medya öteden beri Türkiye’nin PKK ve YPG ile mücadelesinin aslında kültürel, hatta egemenlik haklarını talep eden Kürtlere karşı bir mücadele olduğunu yazıp çiziyor.

Saygın bir referans gazetesi olarak bilinen, en çok okunan ve yurtdışında en çok satılan Fransız gazetesi olan Le Monde’un yayınları bu konuda önemli bir örnek oluşturuyor. Devlet sübvansiyonlarından da yararlanan gazete, Çözüm Süreci’ni çöpe attıktan sonra işgal ve hendek eylemlerine yönelen teröristleri o dönemden beri “kahraman Kürt savaşçılar” olarak parlatıyor. Gazetenin Allan Kaval mahlaslı yazarı 31 Temmuz (2015) tarihli “Cizre Kürtleri Türkiye otoritelerine intikam diye bağırıyor” (Les Kurdes de Cizre crient vengeance contre les autorités de Turquie) ve 22 Şubat (2016) tarihli “Nusaybin’de Kürtler Türklere karşı” (A Nusaybin, les Kurdes face aux Turcs) başlıklı iki yazısıyla bu konuda başı çekiyor. Le Monde’un yayımladığı PKK/YPG kaynaklı, örneğin son olarak Barış Pınarı harekâtıyla Türk ordusunun 300 bin Kürdü mülteci durumuna düşürdüğü gibi yalan haberlerin altında da hep onun imzası var.    

Darbecilere sahip çıkma

Türkiye husumetini ön plana çıkaran Amerikan medyası paralelinde bir yayın çizgisi izleyen Fransız medyası, Fransa’nın Suriye planlarına kendi ulusal çıkarları nedeniyle karşı çıkan Türkiye’yi öteden beri doğrudan değil ama Erdoğan ve AK Parti üzerinden hedef tahtasına oturtuyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı zaman içinde otoriterlikten diktatörlüğe “terfi ettirerek” Macron’un deyimiyle “Batı’nın ortak çıkarlarına uygun bir iktidar değişikliğine” çanak tutuyor. Örneğin 7 Haziran seçimlerini “demokrasinin zaferi” olarak alkışlayan bu medyanın, 1 Kasım seçimleriyle rüzgâr tersine dönünce Türkiye’deki rejimi “democrature” (demokrasi görünümlü diktatörlük) olarak tanımlamaya başladığı görülüyor. Seçimlerin resmi sonuçları daha açıklanmadan 2 Kasım’da TV 5’te Yves Calvi’nin sunduğu programda üzerinde mutabık kalınan husus ise, halkın iradesini kabullenmek yerine Erdoğan Türkiye’sinin “Sünni Müslümanlık” ekseninde “milliyetçi”, hatta “pantürkist” ve “panislamist” çizgiye kaydığı oluyor. 

Yabancı bir ülkedeki iktidarın demokratik yollardan alaşağı edilmesi için yayın yapmak basın özgürlüğü bağlamında belki anlaşılır bir şeydir; ama bunu yalan haberler ve uçuk yorumlarla desteklememek ve karşı görüşlere saygı göstermek kaydıyla elbette. Oysa Fransız medyasındaki Erdoğan aleyhtarlığı 15 Temmuz’la birlikte demokratik çizginin çok ötesine taşmış durumda. Her ne kadar ana akım medyada darbe girişimine açıkça destek verilmemiş olsa da darbecilerin bürokrasiden ayıklanma ve yargılanma sürecinde olağanüstü hâl uygulamasına karşı darbenin sorumlusu kabul edilmeyen FETÖ’yü kayırıp kollayan eleştiriler yapıldı. Hem de Fransa’da tam da aynı dönemde DEAŞ’ın Paris saldırıları nedeniyle olağanüstü hâl uygulandığı halde. Yargılanan FETÖ şüphelilerinin temel hak ve özgürlükleri sonuna kadar savunulurken, darbe mağdurları yok sayıldı. Türkiye’de olağanüstü hâl uygulaması ve terörle mücadele politikası yerden yere vurulurken Fransız hükümetinin olağanüstü hâl önlemlerini yeni terör yasasına yedirmesine yönelik eleştiriler cılız kaldı. Ne kadar tesadüf bilmek mümkün değil ama bu yayın çizgisi Fransa’nın resmi Türkiye politikasıyla birebir örtüşüyordu.

Karşı görüşlere sansür

Le Point dergisi gibi belirli aralıklarla şirazeyi kaçırıp Erdoğan’ı kapak yapan hakaret içerikli yayınlar bir tarafa bırakılırsa, Fransız ana akım medyasının yukarıda aktarılan çizgide Türkiye hakkında hasmane yayın yaptığını söylemek mümkün. Bu çizginin bütün ana akım medyayı kapsaması ve karşıt görüşlere hiç yer verilmemesi özellikle dikkat çekiyor. Le Monde gibi bir bakıma PKK yayın organına dönüşmüş olan gazeteler ayrıca mültecilere yardım veya son olarak öldürülen DEAŞ lideri Bağdadi’nin yakınlarının yakalanması gibi Türkiye ile ilgili bazı olumlu gelişmeleri hiç görmeyebiliyor.

Le Monde ayrıca sadece abonelerine açık olan yorum köşesinde, yayımladığı haberin içeriğine aykırı görüşlere genelde sansür uyguluyor. Örneğin bu köşede Barış Pınarı harekâtıyla on binlerce Kürdün mülteci konumuna düşmesinin mümkün olmadığı, çünkü Tel Abyad- Re’sulayn bölgesinde çoğunlukla Arapların yaşadığı, YPG’nin Kürtleri temsil etmediği, Türkiye’nin Kürtleri değil YPG’yi hedef aldığı, bu örgütün PKK’nın Suriye’deki kolu olarak terör listesinde yer alması gerektiği vs. gibi görüşleri yayımlatmak pek de kolay değil. Moderatör olarak görevlendirilen kişilerin anlayışı doğrultusunda, bu görüşleri içeren yorumlar onaylanmıyor. Türk abonelerin başına sık sık gelen bir durum bu. O bakımdan kamuoyumuzda dile getirilen “kendimizi anlatamıyoruz” özeleştirileri pek de gerçekçi değil.

Yukarıda aktarılan bilgiler çerçevesinde, Fransız medyasının Türkiye’yle ilgili olarak özetle Fransız devletinin resmi politikaları çizgisinde Türkiye hakkında hasmane yayın yaptığı, bu çizgiyi korumak için yalan haber ve yorumlara yer verdiği, gerekirse sansür de uyguladığı sonucuna varmak mümkün. Ayrı bir tartışma konusu olmakla birlikte, kamu diplomasisiyle güdülen amaç, devlet politikalarına destek veren bir kamuoyu oluşturmaksa, bunun için Makyavelist bir yaklaşımla dezenformasyon dahil her türlü aracı kullanmak başta basın ahlak ve özgürlüğü olmak üzere evrensel ilkelerle bağdaşmıyor. Ama genelde Batı, özelde Fransa medyasının görünümü böyle ne yazık ki.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
Rastgele Konular
Anadolu’nun Türkleştirilmesinde önemli görevler yerine getiren Emirdağ yöresi Türkmenleri, askeri fetihten sonra kurdukları tekke ve zaviyelerle kültürel yönden de çalışmaya başlamışlardır. Zaman içerisinde vefat eden ulu kişiler için türbe ve yatırlar yapılmış ve  halkın türlü amaçlarla ziyaret ettikleri yerler haline gelmiştir....
Avrupa’nın farklı ülkelerinde yaşayan ve yaz tatili için ana vatanları Türkiye’ye kara yolu ile gidecek Türklerin en yoğun kullandığı Avusturya, Macaristan, Sırbistan ve Bulgaristan güzergahı transit geçişlere açıldı. Fransa, Belçika, Hollanda ve Almanya başta olmak üzere Batı Avrupa ülkelerinde yaşayan...
Fenerbahçe’nin genç futbolcusu Barış Alıcı, Belçika ekibi Westerlo’ya kiralandı. Sarı-lacivertli kulüpten yapılan açıklamada, sezona kiralık olarak Çaykur Rizespor’da başlayan 22 yaşındaki futbolcunun 1,5 yıllığına Westerlo’ya kiralandığı belirtildi. Fenerbahçe, daha önce genç kalecisi Berke Özer’i de Westerlo’ya kiralamıştı. Kaynak: Anadolu Ajansı
Daha önce Belçika Kralının hükumet kurma müzakerelerini teşvik etmek amacıyla atanan Valonya-Brüksel Federasyonu parlamentosu başkanı Rudy Demotte, De Zondag gazetesine verdiği röportajda sorunun çözülmesi için yeni seçimden başka bir çare görülmediğini ifade etti. Geçici Wilmes hükümetinin kısmi tecrit dönemi dolayısıyla elde ettiği...
Türk Hava Yolları ile Lufthansa’nın ortak kuruluşu SunExpress, geçen yıl tarihinin en yüksek gelirine ulaşarak rekor kırdığını açıkladı. SunExpress’in 30’uncu yılı ve tarihinin en büyük cirosunu gerçekleştirmesi dolayısıyla İstanbul Havalimanı’nda basın toplantısı düzenlendi. Toplantıda verilen bilgiye göre, SunExpress, 2019’da bir önceki yıla göre...
Belçika’da yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle işini kaybedenlerin işsizlik maaşlarına 150 avro zam yapıldı. Belçika Başbakanı Sophie Wilmes, Brüksel’de koronavirüs krizi nedeniyle gerçekleştirilen Bakanlar Kurulunun ardından açıklamalarda bulundu. Koronavirüs krizinin 2008 finansal krizinden daha ciddi olabileceğini söyleyen Wilmes, “Vatandaşların sağlığını ve...
Belçika’nın Anvers kentinde, Diyanete bağlı Berchem Selimiye Camii yönetimi, hastanelerdeki sağlık çalışanlarına, polislere, yaşlı bakımevlerine ve sokaklardaki kimsesizlere 3 bin 700 kap sıcak yemek dağıttı. Berchem Selimiye Camii yönetiminden yapılan yazılı açıklamada, dünyanın içinden geçtiği bu zor süreçte, içinde yaşadıkları topluma Türk...
Selçuk Aydemir’in yönetmenliğini ve senaristliğini üstlendiği, Ahmet Kural, Murat Cemcir’in baş rollerini paylaştığı, Devrim Yakut, Rasim Öztekin, Yağmur Tanrısevsin, Deniz Barut, Özgür Emre Yıldırım gibi oyuncuların yer aldığı Baba Parası adlı filminin Brüksel galası oyuncularının katılımı ile Brüksel Kinepolis Sinemasında...
Avrupa’nın ilk şırdancısı Belçika’nın başkenti Brüksel’de açıldı. Adana iline özgün olan şırdanın Belçika’da kısa sürede tanınmasını sağlayan Adanalı Cumali Avcı, namı değer Cumali Usta, geçtiğimiz günlerde lokantasının açılışını gerçekleştirdi. Anderlecht belediyesi sınırları içerisinde yer alan Rue Eloy 31’e açılan mekanda...
Durumlar değişti bu illet yüzünden,Bu yıl da köye DÖNEMEYİZ emmoğlu,Vazgeçmesek bile bu sene izinden,Uçaklar gitmez, İNEMEYİZ emmoğlu ** Herkes herkese şüphe ile bakıyor,Sokaklar boş, köylü maske takıyor,İmam ne sela ne de ezan okuyor,Köye gitsek de GİREMEYİZ emmoğlu.** Eskisi gibi pazarlar...
Arşiv
Bizi Facebook’tan takip edin
Sizden Gelen Yorumlar
Etiketler